Türkiye’nin yakın dönem siyasi ve iktisadi serüvenini, yalnızca iç dinamiklere odaklanarak anlamlandırmak mümkün değildir.
1980 yılının hemen başında ilan edilen 24 Ocak kararları ile ardından gelen 12 Eylül askeri müdahalesi, ülkenin hem ekonomik çehresini hem de idari yapısını köklü bir dönüşüme uğratmıştır. 1970’li yılların sonunda yaşanan derin kriz ortamında hayata geçirilen 24 Ocak kararları, Türkiye’yi içe dönük ithal ikameci modelden kopararak küresel rekabete açık, serbest piyasa odaklı bir sisteme eklemlemiştir.
Söz konusu program; döviz kurlarının yeniden düzenlenmesi, devlet desteklerinin (sübvansiyonların) asgariye indirilmesi ve dış ticaretin serbestleştirilmesi gibi radikal adımları kapsıyordu. Dünya Bankası’nın 1981 yılına ait raporları ve Dani Rodrik’in Özal dönemi üzerine gerçekleştirdiği akademik çalışmalar, bu sürecin dünya genelindeki neoliberal dalgalanmanın bir yansıması olduğunu kanıtlamaktadır. Coğrafyacı ve kuramcı David Harvey ise 1980’li yılları, kamunun ekonomideki ağırlığının azaldığı ve sermaye trafiğinin önündeki engellerin kaldırıldığı küresel bir kırılma noktası olarak tanımlamaktadır.
Bu ekonomik transformasyon, dönemin siyasal ve toplumsal atmosferinden bağımsız gerçekleşmemiştir. 12 Eylül darbesinin ardından sendikal faaliyetlerin askıya alınması, siyasi partilerin fesh edilmesi ve sıkıyönetim ilan edilmesi, bu sert ekonomik kararların dirençle karşılaşmadan uygulanabileceği bir zemin hazırlamıştır. Literatürde “ekonomik stabilizasyon için siyasal baskı” olarak adlandırılan bu durum, Feroz Ahmad gibi tarihçiler tarafından modern Türkiye’nin inşasında askeri müdahalelerin ne denli tayin edici olduğunun bir göstergesi olarak vurgulanmaktadır.
Soğuk Savaş ikliminde NATO bünyesinde organize edilen “stay-behind” (geride kal) tipi gizli yapılanmalar, Avrupa kamuoyunda “Gladio” ismiyle geniş yankı uyandırmıştır. Daniele Ganser’in bu gizli ağlar üzerine yaptığı araştırmalar, yapıların sadece dış tehditlere karşı değil, yerel siyasetin dizayn edilmesinde de etkin rol oynadığını ileri sürmektedir. Türkiye’de ise bu durum “Özel Harp Dairesi” ve “Kontrgerilla” eksenindeki tartışmalarla vücut bulmuştur. 1980’lerden itibaren tırmanışa geçen PKK terörü ise ülkenin stratejik önceliklerini uzun yıllar boyunca güvenlik eksenli bir yapıya hapsetmiştir. RAND Corporation gibi analiz merkezleri, Türkiye’nin bu dönemini “düşük yoğunluklu çatışma” literatürü içinde değerlendirmiştir.
Sonuç olarak; Türkiye’nin dışa açılma hamleleri, güvenlik stratejileri ve yaşadığı toplumsal çalkantılar birbirini besleyen, girift süreçlerdir. Akademik veriler, bu tablonun hem küresel iktisadi yönelimlerle hem de Soğuk Savaş’ın jeopolitik kurgularıyla doğrudan ilintili olduğunu teyit etmektedir. Tarihsel tecrübeler, Türkiye’nin gelecekte hem ekonomik özgürlüğünü pekiştirmesi hem de demokratik mekanizmalarını sarsılmaz bir yapıya kavuşturması adına hayati dersler barındırmaktadır.
Kaynakça
-Ahmad, F. (2015). Modern Türkiye’nin Oluşumu. Kaynak Yayınları.
-Ganser, D. (2005). NATO’nun Gizli Orduları: Gladio Operasyonları, Terörizm ve Sol Karşıtı Stratejiler.
-Harvey, D. (2015). Neoliberalizmin Kısa Tarihi. Sel Yayıncılık.
-Rodrik, D. (1990). Premature Liberalization, Incomplete Stabilization: The Özal Reforms in Turkey. NBER Working Papers
-World Bank. (1981). Turkey: Policies and Prospects for Growth.